Yağmurun sesi camdan usulca süzülürken, iki kadının kıskanç tutkusuyla dolup taşan odasında elektrik yükseliyordu. İlk bakışta masum bir oyun gibi başlayan şey, hızla alevlenen bir savaş alanına dönüştü. Birinin elinde kalın ve sert strapon vardı; diğerinin gözleri hevesle parıldıyor, bedenini tamamen teslim etmeye hazırdı. Kadının dudakları aralanmış, nefesi hafifçe hızlanmıştı; o anın büyüsüne kapılmıştı.
Siyah deri kayışların tutunduğu oyuncak, yavaşça amcığın ıslak kıvrımlarına dokundu, sonra üzerini kaydırmaya başladı. İçten içe çığlıklar koparırken, o güçlü el hızını arttırdı; strapon dimdik duruyor ve yavaş yavaş amcığı delercesine içeri giriyordu. Kadın dişlerini sıkarak kendini kaptırdı bu acı-tatlı kökleme ritmine. Her saplayışta derinlerden bir inilti yükseliyor; bedenindeki her kas geriliyor, hazla acı iç içe geçiyordu.
Diğer kadın ise kendi elleriyle partnerinin kalçasını sıkıp sıkıştırıyor, daha da içine çekmesine fırsat tanıyordu. Strapon gidip geliyordu; amcığa ağır ağır dayayıp çıkıyor, her seferinde daha fazla dolduruyordu o deli boşluğu. Kan ter içinde kalan odada nefesler birbirine karışmıştı artık. Islak tenlerin sürtünmesiyle çıkan sesler, çıplak vücutların her hareketinde artıyordu. Gözlerinde yakaladığı o şaşkınlık ve teslimiyet hazzı büyüyor; kadının bedeninden çıkıp ruhuna kadar işliyordu.
Sonunda ritim çıldırmaya başladı; hızlı saplayışlar sertleşiyor ve derinleşiyordu. Kadının bağrından kavruk bir inilti koparken, diğer kadın da hırçınca kalçalarını iterek tepki veriyordu. O an geldiğinde tüm beden titredi; fırlayan orgazm dalgaları amcığı sıkıca kavrayan kaslardan dışarıya vurdu. Sikişi kesildiğinde bile titreyen bacakları ve dolup taşan amcığı, yaşadıkları zehrin izini taşıyordu hâlâ. Yalnızca yorgunluk değil, aynı zamanda doyumsuzluğun acısıydı bu ortamda hissedilen tek gerçek…